Yaklaşık 3,5 yıldır kendi şirketim için çalışıyorum.

3,5 yıldır zamanımı kendim yönetebiliyorum.

Aslında hiç de büyük şikayetler edeceğim yerlerde çalışmadım. Sıkıntım kötü ortamlarda, kötü kurallarla çalışmak değildi, sıkıntım kendi hayatımın avuçlarımın içinden kayıp gittiğini görüp zihnimi rahatlatacak minicik bir an bile yaratmayı başaramayışımdı.

Uzun süre (insanlık tarihi için minik ama erişkin hayatım için önemli bir süre) zarfında hep şunları düşündüm: iş görüşmelerinde öz geçmişim didik didik edilirken ve uzmanlığım ile ilgili sorular sorulurken neden tüm performans ölçümlemeleri ve ödemeler zaman üzerinden yapılıyor? Yani bilgim nedeniyle işe alınıyorum, öyle değil mi? Özgeçmişimde bildiğimi iddia ettiğim şeyleri yine görüşme esnasında “iddia” ediyorum, “şöyle harikayım”, “böyle mükemmelim” diyorum. Uygulamadaki başarı yerine, neden bilginin ölçütü zaman? Eğer bir işi bilgim ve deneyimim nedeniyle 5 saat yerine 2 saatte bitiriyorsam ve başka da bir işim yoksa neden akşam 6’ya kadar (en iyi ihtimalle) ofiste durmak zorundayım? Asıl ölçüt neden üretilen iş değil de zaman? Eğer zaman para kazanmam için bir kıstas ise neden zamanımı bu kadar ucuza satıyorum? Ya da zamanımı satıyorsam bir işveren benden -karşılığını ödemediği halde- 6’dan sonra çalışmamı nasıl bekliyor?

Bu yazının içeriğini sıkça arkadaşlarımla tartışıyoruz. Aslında buraya da kişisel bir şeyler yazmak gibi bir niyetim de yoktu. Ama önceki hafta bir şey oldu.

İstanbul Üniversitesi’nde ikinci üniversite kapsamında sosyoloji okuyorum (öğrenmek hobisi olmuş herkese tavsiye ederim, bir nevi açık öğretim). Endüstri Sosyolojisi dersine çalışırken sorduğum soruları dünyanın pek çok köşesinde düşünürlerin çoktan tartıştığı gördüm.

Türkiye -maalesef- endüstriyel dönem ile post-endüstriyel dönem arasında kalmış bir ülke. Yani fabrika temelli ekonomi ile beyaz yakalıların öne çıktığı ekonomi arasında kalmış şeklinde de ifade edebiliriz. Ancak dünya artık daha ileride, yeni ekonomi’de.

“Yeni Ekonomi” denen yapıda artık evden çalışma giderek artıyor ve vasıfsız işçiler Gorz’un tabiriyle “endüstri-sonrası yeni proleterya” oluyor. Bilginiz kadar varsınız artık, hatta yararlı bilginiz kadar varsınız desek daha doğru olur.

Yaklaşık 3,5 yıldır çalıştığım metot artık “Yeni Ekonomi”nin çalışma modeli. Bu modelde işin en büyük girdisi “bilgi”. Özellikle benim gibi bilişim odaklı bir işte çalışıyorsanız bilginiz kadar varsınız. Bu yüzden de ek eğitimleri, online (coursera, edx vb) eğitimleri takip etmek ve öğrenmek gerekiyor.

Bilginin kıymetli olduğu yerde artık oldukça muhafazakar kalmış 9-6 çalışma modeli de yerle bir oluyor. Çünkü işveren -kendince- çalışanlarını, zamanlarını kontrol altına alarak yönettiğini düşünüyor. Odağında üründen ziyade maliyet yönetimi var. Çalışanım kaçta geldi, kaçta çıktı, öğle yemeği ne kadar sürdü gibi bence oldukça anlamsız sorular hem vakit kaybettiriyor hem de şirket içi dedikodu kazanının ateşini harlıyor. “Maliyeti azaltırsam kar ederim” diyor. Fabrika yönettiğini düşünüyor. Halbuki iyi çalışanları elinde tutmak için çalışma şeklini iyileştirse daha kaliteli ürün/hizmetler çıkaracak, çalışanları da memnun olacak.

Sonuç itibariyle işverenlerin çalışma modellerini gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü hepimiz her sabah kendimize aynı şeyi soruyoruz: işe neden gitmek zorundayım?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…